Eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, yeni kurduğu Demokrasi ve İlerleme Partisi’nin adını “DEVA” olarak kısaltarak Türkiye’nin siyasal dertlerine çözüm getirebileceğini iddia ediyor. Partisinin kuruluşunu ilan ettiği toplantıda, Babacan, insan hakları ihlallerine ve fikir ve ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalara somut çözüm getireceğini, yürütme gücünü sınırlandıracağını iddia etti. Babacan’ın sözleri doğru yönde adımlar atılmış adımlardır: çünkü bu sorunlar Türkiye’yi tam bir demokrasi olmaktan ve ekonomisini geliştirmekten alıkoymuştur. Bununla birlikte, Babacan ve DEVA partisinin Türk insanına pek çok problemi ve bunların kök sebeplerini tam ve eksiksiz anladığını ve analiz ettiğini açıkça gösterebilmesi için daha derine inmesi gerekmektedir. DEVA’nın ülkemizi gerçekten iyileştirebilecek bir çare sunabilmesinin tek yolu budur.

İyileştirici etkiye sahip olabilmesi için tedavinin somut olması ve semptomlardan ziyade sorunun kök sebeplerini hedef alması gerekir. DEVA partisi halkın adalete özlemini tespit etmiş olmakla beraber adaletin nasıl sağlanabileceğini tam olarak anlama konusunda daha alacağı mesafe vardır. Hukukun üstünlüğünü güçlendirebilmek için bağımsız yargı gerektirir; fakat son 50 yıl kapsamlı bir reform görmeden yargıya bağımsızlık verilemeyeceğini göstermiştir. Ancak bu gerçeği kavradıktan yargının verimli çalışmasını ve hesapverirliğini sağladıktan sonra , yürütme gücünü hukukun üstünlüğü yoluyla dizginleyebilir; fikir ve ifade özgürlüğü gibi temel insan haklarının koruyarak geliştirebilir.

40 yıllık avukatlık tecrübelerim ışığında hukukun üstünlüğünü sağlamak ve yargı gücünü hukuk devletine uygun hale getirmek için aşağıda sayılan adımların atılmasının hayati öneme sahip olduğuna inanıyorum:

  • Yargı Bağımsızlığı: DEVA, HSK’yı Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak ikiye bölmeyi önermektedir. Bu öneri pek çok açıdan yetersiz kalacaktır; yargıyı hesapverir hale getirmediği gibi onun adaleti gerçekleştirmesine bir faydası olmayacaktır. Bu çözüm yolu yargıya sağlam bir yapı getirmeyi önermediği gibi yargı sistemini nasıl etkin ve verimli çalışır hale getirileceğini göstermemektedir.

Buna bir alternatif olarak, toplumun tüm kesimlerini temsil eden ve parti veya gruplardan bağımsız olan yeni bir adli organın – Adalet Yüksek Kurumu – kurulmasını; bütün kararlarının Adalet Yüksek Mahkemesi isimli bir mahkeme nezdinde adli denetime tabi olmasını ve böylece hesapverirliğin sağlanmasını öneriyorum. Bu kurumun görev ve işlevlerini bağımsız olarak yerine getirmesini güvenceye almak için politika geliştiren bölümü ile icraî faaliyetlerinin net olarak ayrılmalı icraî faaliyetleri üzerinde siyasi etki ihtimalinin kesin olarak sıfırlanmalıdır. Ancak bu durumda, hâkimleri, savcıları ve avukatları birbirinden ayırmak için hepsi de bu organizasyona hesapverir konumda olan mesleki örgütlenmeler kurulabilir. Hesapverirliklerini güvence altına almak için tüm kararları adli denetime açık tutulmalıdır. Böyle bir yapı, kamuoyunun güvenini hak eden etkin ve verimli çalışan bir yargı sistemi yaratacaktır.

  • Kamu Görevlilerinin Hesapverirliği: Bir Genel İdare Usulü Kanunu’nun çıkartılması ihtiyacını vurgulamak isterim. Bu kanun, tüm idari işlemlerin ve kararların alınmasında uyulacak usul kurallarını düzenleyecektir. Böyle bir kanun, yürütme mensuplarının hukuka uyarlığını artıracak bir yandan da kamu görevlilerine bir ibra mekanizması sunarken diğer yanda daha etkin yargısal denetim yoluyla Hesapverirlik derecesini yükseltecektir.
  • Şeffaflık: Pek çok başka insan gibi, ben de, tüm siyasi partilerin faaliyet ve çalışmalarının şeffaf olmasını (DEVA partisi manifestosunda olduğunu taahhüt ettiği üzere) istiyorum. DEVA, partinin (üyeleri ve liderliği de dâhil) tüm işlemlerini, eylemlerini, faaliyetlerini ve finansal durumunu çevrimiçi kolaylıkla erişilebilir ve izlenebilir bir biçimde kamunun bilgisine açık tutmalıdır. Bu, başka partiler için de hayranlık uyandıran bir örnek teşkil edecektir. Partiler, finans kaynaklarını, devlet yardımları hakkaniyetli bir biçimde dağıtıldığını ve parti içi seçimlerin özgün olduğunu denetime açık tutmalıdır. Bütün bunlar, yolsuzluğun azaltılmasına yardımcı olacak, siyasi hesapverirliği ve temsilde adaleti sağlayacaktır. Bu adımların giderek artan ulusal hayal kırıklığı duygusunun ortadan kalkmasına ve Türk insanlarının politikayla aktif ilgilenme arzusu ve iştahını artıracağını ümit ediyorum.
  • Fikir ve İfade ve İnanç Özgürlüğü: DEVA partisi, haklı olarak ifade özgürlüğünün hem ekonomik gelişmenin ve uluslararası rekabet gücü kazanmanın temel şartı olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte, DEVA partisinin ifade özgürlüğünün nasıl baskılandığını daha iyi kavramaya ihtiyacı olduğunu ve bu sebeple, ifade özgürlüğünü geliştirecek ve güvence altına alacak güçlü çözümler öneremediğini düşünüyorum. Temel insan hakları ancak ve sadece güçlü ve sağlam bir hukuk devletinde korunabilir ve geliştirilebilir. DEVA partisi, inanç özgürlüğünü koruma vaadini derinleştirmek için, inanç bazlı örgütlerin şeffaflıklarını ve ulusal güvenliğimize tehdit haline gelmelerini önleyecek tedbirler alınmasını tavsiye ederim. Bunun en bariz örneği, FETÖ terör örgütü tarafından girişilen ve başarısızlığa uğrayan 15 Temmuz 2016 darbe girişimidir.
  • Sivil Anayasa: DEVA partisi devlet güçleri arasında gereken dengeyi kurabilmek için Anayasa’nın değiştirilmesi gerektiğini ima etmiş, fakat hangi konularda değişiklik yapılması gerektiğini açıkça ifade etmemiştir. Benim görüşüm, tüm yapısal eksiklik ve yetersizliklerin bir askeri cuntanın millete empoze ettiği, müteaddit defalar değiştirilmesine rağmen hala yürürlükte olan 1982 Anayasasından kaynaklandığı yönündedir. DEVA, kuruluş manifestosunda, Türkiye’nin yeni bir anayasa yazması gerektiğini ifade etmiştir. Anayasa bir toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir sözleşme, bir mutabakattır ve sadece politikacıların tekrar kaleme aldıkları bir metin olmamalıdır. Toplumun bir anayasa yapabilmesi için sağlanması gereken ilk koşul, insanların mutabakata varmalarına mümkün kılan barış, huzur ve özgürlük ortamını yaratmaktır. Toplumun kendi anayasasını yapmasını temin etmek, bir çerçeve kanuna, devamlı bir sekreteryaya, toplumun tercihlerini öğrenmek için mini referandumlar yapılmasını da içeren usullere ve metodolojiye de ihtiyaç gösteren belki de en zor ve hassas görevdir ve bu görev, bazı politikacıların kişisel inisiyatiflerinden çok fazlasını gerektirir. Öte yandan yeni bir anayasanın onu koruyacak– örneğin, bağımsız bir Anayasayı Koruma Kurumu’nun kurulması gibi – etkin ve güçlü kurumları ve mekanizmaları da bulunmalıdır.

DEVA partisinin kurulması Türkiye’ye kesinlikle bazı yeni fikirler ve görüşler sunacaktır; ancak bu güvensizlik ikliminde ve umutsuzluğun giderek arttığı koşullarda, Ali Babacan’ın ülkemizin hastalıklarının altında yatan temel yapısal sorunları gerçekten bildiğini ve bu sorunlara gerçekten çare olabilecek çözümlere sahip olduğunu açıkça gösterebilmesi gerekmektedir. Bir reformist avukat olarak, ülkemizin hukuk sisteminde az sayıdaki bu temel değişiklikleri yaptığımız takdirde, demokrasimizi ve hukukun üstünlüğünü güçlendirme ve Türkiye’nin refah düzeyini yükseltme yolunda önemli bir adım atmış olacağımıza inanıyorum.