Şirketler Demokratikleşirken Kamu Yönetimleri Otokratikleşmekte

Gelişmiş ülkelerde şirketler bile en önemsiz derecedeki çalışanları ile iş ortaklarını yönetime dâhil edip demokratikleşerek dünya çapında başarılar göstermekte; sınırlı kaynaklarla ülkelerine büyük zenginlikler kazandırmakta. İlk çağlardaki gibi bir kere seçilmiş olmayı kendilerini tanrının gönderdiğine yoran yöneticilerin egemen olduğu devletlerde ise giderek otokratikleşen kamu yönetimleri tökezlemekte; devasa kamu kaynaklarını ve ülkelerinin zenginliklerini israf etmekte.

On binlerce kişi çalıştıran devasa küresel şirketlerin yönetimleri, kendileriyle aynı düşünmeyen kişileri, hatta bilgi sistemlerine sızabilme becerisi gösteren hackerları ekiplerine dahil ederek farklılıkları dinamiklik, sinerji ve zenginlik yaratma fırsatına dönüştürmekte. Otokratikleşen devletlerde ise yönetimi ele geçiren azınlık, kendileri gibi düşünmeyenleri, farklı fikir ileri sürenleri kamu yönetiminden dışlamakta ustalaşmış bulunmakta.

Devlet yönetiminin gittikçe kişiselleşerek otokratikleştiği ülkemizde de, durum çok uzun zamandan beri bu genel gidişattan farklı değil. Siyasi partilerde, merkez kadroları yeni liderler çıkaracak şekilde değil, başkana itaati kemikleştirecek şekilde oluşmakta; muhalif ses çıkmasına tahammül edilemediği gibi, kazara birisi farklı bir fikirle ortaya çıksa, sesi hemen kesilmekte; tabanın sesi tepe yönetime ulaşamazken; tepe yönetimin sesi tabanın her noktasında güçlü bir şekilde yankılanmakta.

Durum sadece siyasi partilerle sınırlı değil, otokratik yönetim tarzı tüm yönetim kültürümüzü kanser gibi sarmış durumda. Herhangi meslek icra edebilmenin bir ön şartı olarak üye olunması, aidat ödenmesi kanunla zorunlu tutulan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında bile, aynı düşünmeyenler yönetimden dışlanmakta. Küresel şirketlerden görece daha az sayıda üyesi olan meslek kuruluşlarımız, kamuoyuna daha iyi hizmet üretmek ve üyelerinin sorunlarına çözüm bulmak konusunda oldukça geride kalırken, siyasi parti gibi hareket etmek ve odaklarının dışındaki konularda faaliyet göstermekte.

Delegelik Sistemi Otokrasiyi Güçlendirmenin Vasıtası Olmuştur.

Türkiye’de, halkın temsilini kısıtlayıp, seçmenin gerçek iradesini yansıtmayarak, demokratik yönetimin adeta bir kandırmaca haline gelmesinde en büyük suçlu; delegelik sistemidir. Çeşitli yöntemlerle delegeleri kontrol eden kesimler, siyasi partilerin ve meslek kuruluşlarının liderlerini, merkezi yönetim ve karar alma organlarını belirlemektedir. Siyasi partiler, yerel yönetimler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının merkez karar ve yönetim organları, delegelerin belirlenmesinde etkindir. Üyeler içinden süzülerek seçilen delegeler, genel kurul ve kongrelerde liderleri ve merkez yönetim organlarını seçmektedir. Başka bir deyişle, lider ve merkez yönetimler, seçimini ve süzülmesini kontrol ettikleri delegeler vasıtasıyla kendi hâkimiyetlerini güçlendirmektedir. Bu fasit sarmal halkın yönetime katılmasını ve temsilini gittikçe kısıtlamakta; demokrasiyi devamlı olarak aşağıya çekmektedir.

Siyasi parti veya meslek kuruluşlarının yönetimi için yarışan adayların liste halinde oya sunulması, sonuç olarak, oy kullanan üyelerin oylarını belirli bir yönde kullanmalarını ve kontrollerini sağlayan, kanunen meşru ancak adil olmayan bir seçim yöntemidir. Hatta yarışa tek liste olarak girildiğinde bile adı seçim olan bu durum, adaylar arasında bir seçim değil, listenin onaylanıp onaylanmadığını belirleyen bir plebisit haline dönmektedir. Seçime birden fazla liste ile girildiğinde ise, seçimi bir liste ve dolayısıyla o listede yer alan adayların tamamı kazanmakta, diğer liste ve o listedeki adaylar tamamen kaybetmektedir. Kaybeden listede yer alan adaylar, kazanan listede yer alanlardan çok daha fazla oy alsa bile “kaybeden listede” olduğu için seçimi kaybetmiş sayılmaktadır. Bu tip seçimlere adayların bağımsız olarak girmeleri teorik olarak mümkün ise de, çok az sayıda bağımsız aday yarışa girmeyi tercih etmektedir. Çünkü bağımsız adayların katlandıkları maliyet ve harcadıkları emek, liste olarak hareket edenlere göre, oldukça yüksek olmakta, bu da büyük haksızlığa uğramalarına neden olmaktadır.

Meslek sahipleri, mesleklerini icra edebilmenin ön şartı olarak üye olmak ve aidat ödemek zorunda oldukları kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında, adil olarak temsil edilmemektedir. Bunun yegâne sebebi, liste usulü ile seçilen delegelik sisteminin suiistimal ediliyor olmasıdır. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları seçimlerinde yaygın olarak kullanılan delegelik sisteminin, Anayasa’ya aykırı olduğu, Anayasa Mahkemesi içtihatları ile tescillenmiştir. Devlet Denetleme Kurulu da, 2009 yılında yayınladığı raporda, bu hususu kapsamlı olarak tespit etmiş; bu durumun meslek kuruluşlarında yönetime ve seçimlere katılımın çok düşük seviyelere inmesine neden olduğunu vurgulamıştır.

Seçim yapan üyelerin önlerine konulan listeler arasında bir tercih yapmaya zorlanması seçme hakkını ciddi derecede sınırlandırdığı ortadadır. İster siyasi partiler, isterse meslek kuruluşları olsun, üyelerin demokratik seçme ve seçilme haklarının en üst derecede temsili sağlayacak şekilde garantiye alınması gerekir.

Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen yürürlüğü ve uygulaması devam ettirilen delegelik sistemi kaldırılmalı, liste usulü ile listeler arası seçim yapılması yasaklanmalı; birden çok kişinin seçileceği durumlarda seçimlerin nispi sistemle yapılması zorunlu hale getirilmelidir. 50 milyon seçmenin katıldığı seçimi, sorunsuz olarak gerçekleştirebilen Türkiye, görece olarak çok cüzi miktardaki kişilerin katılacağı seçimleri, çok daha kolay bir şekilde gerçekleştirebilir.

Toplumun her alanda yöneticilerin seçilmesi sürecine katılımının artması, dışarıda kalan kesimlerin katılımının yükseltilmesi belirtilen bu iki temel sebebin ortadan kaldırılması ile mümkün olacaktır.

Böylece ilgili bütün kesimlerin yönetime katılması ile geliştireceğimiz devlet yönetimi gerçek potansiyelini ortaya çıkaracak; ülkemiz küresel şirketlerin gerçekleştiğinden onlarca kat fazlasını gerçekleştirebilecektir.

Diğer Yazılar
Yıllar önce küresel bir şirketin Türkiye’deki iştirakinin uluslararası iş etiği ilkelerine uyumunu denetlemiş, pek çok aykırılık tespit etmiştim. Dürüstlük ilkesine aykırılıkları konuşmaya başladığımızda hiddetlenen genel müdür, “Biz peygamber miyiz?” diyerek…

3 dk.

Yargıtay’ın toplam 324 üyesinden 193’ünün oyları ile Ömer Kerkez 2028 yılına kadar dört yıl görev yapmak üzere Yargıtay başkanlığına seçildi. Sonuç Türkiye’ye, Yargıtay ve yargı camiasına hayırlı olsun. Görev süresi…

4 dk.

İçlerinden çıkmaktan gurur duyduğum Güney Toroslar’daki Bozkır’ın Dere Köyü’ndeki çocukluğumda edindiğim bilgeliklerden birisi “Ölme Eşeğim Ölme” hikayesindedir. Arabanın ve elektriğin gelmediği, telefonun, telgrafın olmadığı, Çanakkale’ye, Yemen’e, Hicaz’a sefere gidenlerin hiç…

3 dk.