CHP’de Özel ve İmamoğlu dönemi ne getirir?

Gölgesi cüssesinden küçük kalmış Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel karşısında genel başkanlık yarışını kaybetti. Ekrem İmamoğlu başta değişimcilerin desteklediği Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’ndan yüzde 50 daha fazla oy alarak CHP’nin Genel Başkanı seçildi.

CHP’deki değişimcilerin elde ettiği bu başarı ülkemizin sorunlarının çözümüne ve ileri bir hukuk devletine ve demokrasiye dönüşmesine vesile olsun dilerim.

Kılıçdaroğlu Türkiye’ye çok kaybettirdi

Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra genel başkanlık seçimini de kaybeden Kılıçdaroğlu Türkiye’ye de çok şey kaybettirdi. 20 yıldan fazla sürerek paslanmış olan AK Parti iktidarına bir ara verilmesi, yeni bir kan getirerek devlet yönetiminin bir dengeye oturtulması, ülkeyi orta demokrasiden seçimli otokrasi seviyesine gerileten sorunlara çözüm üretilmesi fırsatlarını Kılıçdaroğlu, Türkiye’ye kaybettirdi. Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kaybettiği için değil fakat iddialı vaatlerini gerçekleştirmeye yeterli bilgi ve yetkinliğe sahip olmadığı için çoktan istifa etmesi gerekirdi.

Ancak, Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adayı olmak için sadece kendi partisinde değil, kurduğu 6’lı Masa üyeleri arasında da oldu-bitti’lere girişti. Memleket meselelerine hâkim ve AK Parti’nin iyileştirilmiş başkanlık sistemi ile 6’lı Masa’nın güçlendirilmiş parlamenter sistemi önerilerini uzlaştırarak Türkiye’ye asırlık bir fırsat penceresi açma ihtimalini telef etti.

Bu asırlık fırsatı gerçekleştirmek için yetkin, yeterli, tarafsız ve Recep Tayyip Erdoğan’a karşı kazanma şansı yüksek bir memleket evladını bulup aday göstermek yerine kendini cumhurbaşkanı adayı yaptı ve kaybetti. Delegelerin pek çoğunu eliyle seçmiş olmasına güvenerek CHP içinde de onurlu bir şekilde istifa ederek bilgi ve tecrübesi ile yeni liderliğe önderlik etme fırsatını da tepti. Bunlardan ders çıkarıp eski genel başkanı olarak parti içinde kalmaya ve yerleştirmiş olduğu kesimlerin CHP’nin, bir bütün olarak, ülke için çözümler üretmesine katkıda bulunmasını umuyor ve diliyorum.

Özel ve İmamoğlu için uzun ve meşakkatli bir yol

Özel ve İmamoğlu ekibini uzun ve zorlu bir yolculuk bekliyor. CHP genel başkanlığı seçimini Özel’in kazanmış olması sonucunda Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olacağını kestirmek kolay. Zor olan İmamoğlu CHP genel başkanı olursa büyükşehir belediye başkanlığını bırakacağı (emanet edeceği) kişinin kim olacağını kestirmek.

CHP’nin tek başına veya oluşturacağı ittifak vasıtasıyla ilk aşamada Mart 2024 yerel seçimlerinde daha fazla oy alması, mevcut belediyeleri koruyarak daha fazla yeni belediye seçimi kazanması ve daha da önemlisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığını ve belediye meclisinde çoğunluğu kazanması gerekiyor. Böylece Ekrem İmamoğlu’nun CHP genel başkanlığı ya da 2028 seçimlerinde cumhurbaşkanı adaylığı yolunda önündeki en önemli engellerden biri ortadan kalkmış olacak.

Bu süreçte İmamoğlu ve Özel ekibinin parti içinde güçlerini pekiştirmeleri, parti içi demokrasiyi ve demokrasi yoluyla dayanışmayı güçlendirmeleri ve CHP’nin soyunması gereken Türkiye’yi dönüştürme mücadelesi için tüm CHP teşkilatının yekvücut demokratik bir bütün olarak iştiyakla çalışmasını sağlamaları gerekiyor. Hedefleri CHP’nin (veya Kılıçdaroğlu’nun deyimiyle Avrupa’da ve dünyada sosyal demokratların) şimdiye kadar aldığı en fazla %25 – %26 oy oranının üzerine çıkmak, CHP’yi seçimlerde birinci, parlamentoda çoğunluk partisi haline getirmekten daha azı olamaz.

İmamoğlu’na siyasi yasak zorlaştı

Bu mevcut ve beklenen gelişmeler dolayısıyla Başsavcı İsmail Uçar’ın Hakimler ve Sacılar Kurulu’na (HSK) yazdığı resmi yazı karşısında Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak getiren kararın istinaf ve temyiz incelemeleri Türkiye için daha önemli hale gelerek daha da zorlaştı.

Açıkça kabul etmek gerekir ki; Türkiye’deki bütün partiler gibi CHP’nin de memleket meselelerine hakimiyeti ve bunlara çözüm geliştirme kabiliyeti anti-demokratik yollarla yönetime gelen liderlerinin ve onların oluşturduğu merkez yönetimlerinin yetkinlikleri ile sınırlıdır. İmamoğlu’nun geniş bir ekiple uzun zamandır çalışmalar yaptığı bilinmekle beraber Özgür Özel’in başkanlığındaki CHP merkez yönetim ekibinin kapasitesini ve yetkinliğini fikir önderleri ve piyasa ciddi olarak test edip eleştirecektir.

Siyasi partilerin hem sebebi hem de mağduru oldukları bu sınırın aşılması siyasi partilerin yönetimlerinden daha ileri çözümler üretebilmesi ancak demokratikleşmeleri, tabanın sesinin tepedeki yönetimden daha gür çıkması ve duyulması ile mümkün olabilir. Herhangi bir partinin Türkiye’ye yapabileceği en büyük iyilik oligarşik siyasi partilerde – performansa dayalı sağlam bir parti içi kariyer sistemi oluşturmak, üyelikleri dinamikleştirmek, delegelik ve blok liste seçimlerini ilga ederek – ileri bir demokratik yapıya kavuşturmak olur. İmamoğlu ve Özel’in bu konuda nasıl bir vaadi olacaktır, şimdiden merak edip sormak gerekir.

Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşü ne getirdi?

Özgür Özel’in, genel başkan seçilmesi sonrasındaki konuşmasında: “Kılıçdaroğlu’nun başlattığı adalet yürüyüşünü sürdüreceğini” söylemesi önemli. Ancak Kılıçdaroğlu’nun “adalet yürüyüşü” 441 kilometrenin ayakla yürünmesi, herkesin zaten bildiği adalet aksamaları farkındalığı ile Kılıçdaroğlu’nun bilinirliğini artırma ve Pendik’te milyonlarca kişiyi bir araya getirme dışında bir şey getirmedi.

Her bir kilometresinde ya da her bir gününde bir çözüm de üretmesi beklenen adalet yürüyüşü onlarca sorunun hiç birisine köklü bir çözüm üretmedi… Bu hususta Özel’in ve İmamoğlu’nun derin düşünmeleri gerekiyor.

İmamoğlu ve Özel, adalet sorunu nedir öğrenmeli

Türkiye’nin köklü ve acil çözüm bekleyen tüm sorunları adalet sistemindeki aksamalardan kaynaklanıyor. Devlet yönetimi istikrarsız; yöneticiler değiştikçe eğitimden sağlığa, güvenlikten hukuka ve ekonomiye, para politikasına kadar her alanda yönetim kararları savruluyor. Bu durum bir yandan ekonomiyi istikrarsızlaştırırken diğer yandan halkın refahını azaltıyor; gelir dağılımı ve toplumsal adaletin daha da bozulmasına neden oluyor.

Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı adeta sosyetik palavralar ve lüks haline geldi. Yargı sistemi toplumun ihtiyacına cevap veren, yeterli ve kaliteli hizmet sunamıyor; 3-4 ayda bitmesi gereken davalar ortalama 4-5 sene sürüyor. Anayasa Mahkemesi makul sürede yargılanma hakkı ihlaline dair bireysel başvurularda pes etti. 2022 sonu itibariyle toplam 22.861 hâkimden 721 adeti olan sulh ceza hakimlikleri kendi içinde kapalı bir grup. Kararlarına karşı o konuda uzman, görevi o yargılamaları yapmak olan doğal mahkemede doğal hâkim önünde itiraz edilemiyor. Birisinin verdiği karara karşı sırada bir sonraki sulh ceza hakimine itiraz edilebiliyor. Önceki Adalet Bakanı Abdülhamit Gül dikey itiraz imkânı getirilecek demiş olmasına rağmen halen eski sakıncalı sistem sürdürülüyor.

Çözüm ya da çözümün adresi

Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun kökleri oldukça derinlerde olan adalet sorununa kendilerinin köklü bir çözüm üretmesi neredeyse imkânsız gibi. Zira adalet sorununa neden olan yapısal sorunları kavramak, aralarındaki ilişkiyi kurmak ve zorla elde edilen kısıtlı başarıları kırıp dökmeden bir ilerleme sağlamak için yılların verilmesi gerekir.

Özel ve İmamoğlu, bu konuda çözüm üretmeyi işin uzmanlarına bırakmalı, uzmanları ile çalışarak Türkiye’nin ileri bir hukuk devletine dönüşmesi için sağlam ve ayakları yere basan bir yol haritasını açıklamakla yetinmelidirler.

Bu hususta 6’lı Masa ile birlikte yayınlanan yeni anayasa paketi gibi yarım yamalak hazırlanmış, eskiden kullanılıp atılmış yöntemleri matah bir şeymiş gibi allayıp pullayarak halka sunmak kadar kötü bir şey olamaz. Onun yerine, Atatürk’ün CHP için benimsediği, geçerliği hiç bir zaman geçmeyecek olan “inkılapçılık” ilkesine uygun olarak yenilikçi çözüm önerilerini ortaya çıkarmak ve hayata geçirmek için çaba göstermelidirler.

Siyasete yargıdan el çektirilecek mi?

Bu yolda CHP’nin, İmamoğlu ve Özel’in en başta içselleştirmeleri gereken şey adalet hizmetlerinin her yönü ile yargı sisteminin siyasetin tamamen dışında tutulması gerektiğidir.

Özel ve İmamoğlu, en başta yargıdan siyasetin elinin bir daha sokamayacağı şekilde çektirileceğinin sözünü vermeliler. Bunun için, eğer iktidar olurlarsa Adalet Bakanının siyaseten tarafsız bir kişi olacağını ve görevini yaptığı sürece el çektirilmeyeceği ve kendisine müdahale edilmeyeceğini, Hakimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin siyaseten tarafsız bir yöntemle seçileceğini, Anayasa mahkemesindeki siyasallaşmanın giderileceğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına duraksama olmadan derhal uyulacağını ilan ve taahhüt etmelidirler.

CHP’deki değişimcilerin, kendileri değiştiremese bile Türkiye’nin ileri bir hukuk devleti ve demokrasiye dönüşmesine vesile olmaları dileğiyle Özgür Özel’e ve Ekrem İmamoğlu’na başarılar diliyorum.

Diğer Yazılar
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek iş insanlarıyla ve kuruluşlarıyla toplu görüşmeler yapıyor. Her görüş, öneri ve isteğin serbestçe ifade edildiğini duyuyorum. Ancak bunların ne kadar dikkate alındığı belli değil.…

6 dk.

İstanbul Barosu’nun (2 no’lu baro değil) bir kalite koordinasyon komisyonu kurduğunu ve “Yargıda Kalite” sempozyumları düzenlediğini çoğu avukat bilmiyor! Ben de bir konuşma daveti vesilesiyle öğrendim. “Yapısal Sorunlar ve Çözümler”…

3 dk.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya suç örgütlerinden el konulan lüks araçları emniyetin polis aracı olarak kullanacağına dair; Adalet Bakanı Yılmaz Tunç Diamond Tema hakkında yakalama emri çıkarıldığına dair mesajları ile adaleti…

12 dk.