Covid-19 Hukuku Alaşagı Eder mi?

COVID-19 salgını yeni bir aydınlanma dönemi başlatacak. Bu dönem, teknolojik imkanlarla birlikte yeni ve ileri bir hukuk sistemini de beraberinde getirecek.

“Dünyada hiç kimse bağışık değil.” diyen Macron’un Financial Times röportajında söyledikleri, İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ı solunum cihazına bağlatan COVID-19’dan sonra dünyanın nasıl şekilleneceğinin ön habercisi.

“Ülkelerin birbirine bağımlılığı, insanlığı çok katmanlılığı (multilateralism) gözden geçirmek zorunda bırakıyor” diyen Macron, COVID-19 şokunun devletleri küreselleşme hakkında düşünmeye zorladığını ve milli egemenliğe inansa da bütün insanlığın iyiliğini ilgilendiren eğitim, sağlık, iklim, biyoçeşitlilik gibi “bazı” kavramların sadece milli devlete bırakılamayacağını söylüyor. Küresel bağımlılığın unsurları ile milli egemenliğin unsurları bir arada değerlendirildiğinde “Yönetimleri gözden geçirmek, çok katmanlılığı değerlendirmek, özgür ve şeffaf bilgi akışını sağlamak ve [Çin ve İspanya ile] mutlak dayanışma içinde olmak zorundayız” diyor.

COVID-19’dan taburcu olur olmaz “Bu kriz bizi tamamıyla farklı şekillerde düşünmeye zorlayacak olan köklü değişimin katalizörü olacak” diyen KPMG İngiltere başkanı Bill Michael da yaşanacak değişimin boyutlarına işaret edenlerden.

Oluşturduğu gelir dengesizliği sebebiyle az gelişmiş ülkelerin daha küçük pay almış olmasına karşın küreselleşme; diğer bir deyişle sınır ötesi ticaret, iletişim, seyahat ve etkileşim; yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarmıştır. Görünen odur ki; hiçbir ülke bu devasa menfaatten vazgeçmeyecektir. Dolayısıyla COVID-19 orta ve uzun vadede küreselleşmenin daha sıkı düzenlenmesine; daha etkili ve hatta doğrudan yaptırım gücüne sahip uluslararası kurumların ortaya çıkmasına, muhtemelen BM’nin ve benzeri kurumların muhtemelen evrilmesine vesile olacaktır. Sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi alanlarda güvenilir bilgiye zamanında ulaşmayı sağlayan ulusal kurumsal yapıların uluslararası standartlara ulaşması şart olacak. Uluslararası ilişkileri bu öncelikler belirleyecek, siyasi ilişkiler bunları önceleyerek yeniden şekillenecektir.

Daha yakın mesafede olan, hukuken benzer güvenilir kurumlara sahip ülkeler ekonomik ve siyasi olarak kümelenirken, bu kümeler içinde ve arasında katmanlaşma oluşturacak. Zira kümeler içinde yeknesaklık artarken buna uyamayanlar dışlanacak. Dış kümelere gönderilmek veya aynı küme içinde alt bir katmanda kalmayı kabul etmeyi kabul etmek zorunda kalacak.

Ülkelerin Egemenliği ve Yönetim Yetkileri Daralacak

“Demokratikleşerek zenginleşme” ile “otokratikleşerek fakirleşme” seçenekleri arasında iken pandemi ile mücadele için aldıkları olağanüstü yetkileri konumlarını güçlendirmek için kullanan otokratik yönetimler, kısa bir süreliğine güçlense de ülkelerini alt katmanlara çekmeleriyle gözden düşeceklerdir. COVID-19’un zorlamasıyla otokratik yönetimler, yerlerini gücün özerk kurumlarla paylaşıldığı yeni nesil demokrasilere bırakacak. Özerk kurumlar, uluslararası destekten, şeffaflıktan, tam bağımsız ve tarafsız bir yargıya hesapverir olmaktan ve görevlerini siyasi çıkarları gözetmeden yaparak oluşturacakları güvenilirlikten güç alacak. Uluslararası boyutu ve desteği olan özerk kurumlar ulusal yönetimlerin egemenliğini ve yönetim yetkilerini halihazırdaki uluslararası anlaşmalardan daha ileri derecelerde daraltacak. Bunu zamanında fark etmeyen, kendilerini bu yönde dönüştürmeyen ülkelerin ve liderlerin bu değişimden kaçınması mümkün değil ve direnmeleri büyük acılara neden olabilir.

En Başta Yargı ve Kurumlar Güçlenecek, Siyaset Alanı Daralacak

Ülkeler, en başta yargı kurumunu, verimli çalışır, hesapverir ve tam bağımsız hale getirmek zorunda kalacak. Juristokrasi tehlikesini önlemek için yargı organ ve unsurlarının hesapverirlik yöntemleri çok geliştirilecek.

Aynı zamanda sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik kurumları, zaman içinde de temel yaşam hizmetlerini (su, elektrik, gaz gibi) sağlayan kurumlar özerkleşecek, siyaset sadece politika yapımı, ekonomik tercihler ve yönetim hususları ile sınırlanacak.

Yeni Toplum Sözleşmesi Yeni Değerler Ortaya Çıkacak

COVID-19’un belki de en önemli faydası, insanların bir arada bulunmalarının temel sebebinin dayanışma ve yardımlaşma olduğunu insanlığa hatırlatması olacak. Çok yüksek bulaşma katsayısı gizemli, gözlenemez ve izlenemez bulaşma şekli ve oldukça zor tedavi edilme yöntemiyle COVID-19 bunu insanlığa zorla kabul ettirecek.

İnsanları boğaz boğaza çatışmaya, diğerini yok etmeye zorlayan öldürücü rekabetin kötülüğünü ve aslında kendimize zarar verdiğini gösterecek. İnsanın yarışmacı doğasını inkar eden, farklılıkların yarışmasının zenginlik yaratacağını göz ardı ederek eşit paylaşma vaadiyle üretimi kısıtlayan verimsiz sistemleri silecek. İhtiyacından çok daha fazlasını biriktirerek diğerlerini fakirleştiren, miras yasalarıyla hak etmediği halde üretimden yüksek pay alan nesiller yetiştiren günümüz ekonomik düzeni ve sistemleri yıkılacak, yerine diğerini gözeten, üretileni adil paylaştıran, daha dengeli, dayanışma ve yardımlaşma esaslı yeni bir iş birliği modeli gelecek.

Toplum sözleşmesi insan varlığını koruma ve geliştirme güdüsü ile makul adalet temelli olarak yeniden şekillenecek. Örneğin kişiler arası sözleşmelerdeki karşılıklı edimler arasındaki uçurum olamaz manasındaki “fahiş gabin” mefhumu yerini hakkaniyete ve dengelemeye bırakacak.

Finansallaşma Daralacak, İşletme ve Ortaklık Mantığı Değişecek

Finansallaşmanın gittikçe daralacağını, şirketlerin üretiminden sermayenin ve finansmanın aldığı payın küçüleceği, tüm çalışanların ekonomik menfaatlere paydaş yapılacağını göreceğiz. Girişim ve işletmelerin risk, külfet ve menfaatinin sermayedar, buluşçular, yöneticiler ve çalışanlar arasında makul hakkaniyete göre dağıtılacağı günler gelecek. Sermaye şirketleri kooperatifleşmeye doğru; kooperatifler de sermaye şirketlerine doğru yaklaşacak. Evrim sürecinin başlarında sermayedarlar, kendi menfaatleri gereği yöneticilerine ve çalışanlarına ciroya ve karlılığa ilintili paylar verecek. Buna mukabil asgari minimum ücretler taahhüt ederek yüksek sorumluluklardan kaçınacak. Bu eğilim evrensel minimum gelire doğru büyük bir dinamik oluşturacak.

İşletmelerde bireysel mülkiyet zaman içinde paydaşların katkılarına orantılı, farklılıkları göz önüne alan yararlanma hakkı sahipliğine dönüşecek, işletmelerin varlığını ve bütünlüğünü korumak ve verimliliği sürdürmek temel tercih olacak. Göreceli olarak kısa bir zaman zarfında iflas ve tasfiyeler tamamıyla tarihe karışacak. İflas sebebiyle değil, iyi ve verimli üretim yapamama sebebiyle işletmeler el değiştirecek.

İşveren, işçi kavramları anlamını değiştirecek. Aralarındaki ilişkiye sosyal güvenlik kurumları dahil olacak, kıdem tazminatı, emeklilik fonları gibi biriktirme yöntemleri yeni paylaşım döneminde anlamını kaybederek yok olacak. Çünkü yerlerine yeni tür biriktirme ve pay alma yöntemleri gelecek, bunlara ihtiyaç kalmayacak.

Yasalar İdealler ile Gerçekler Arasında Bocalayacak

İş yasasında on yıllarca mücadele etmenin ardından aylar süren görüşmelerle sağlanan ilerici güvencelerin bir gecede ortadan kaldırıldığını gördük; daha da görmeye devam edeceğiz.

Kısa dönemde idealist yasalar ve düzenlemeler ortadan kalkacak, gerçeklere dayalı ve uyarlı kural oluşturulacak. Ücretli izin hakkı ve iş güvenliği gibi konular üretimin gerekleri, öncelikleri ve üretime katkının değerine göre belirlenecek. Performans yönetimin ve değerlendirilmesi gibi üretime katkının derecesini ve değerini ölçen sistemler sıkı şekilde ve yeknesaklığın yanı sıra makul hakkaniyeti sağlayacak şekilde yasalarla düzenlenecek.

Toplumlar Katmanlaşırken En Alt Gelir Seviyesi Garanti Edilecek

Toplumlar da kendi içlerinde katmanlaşacak. En üstte güzel sanatlar ve yaratıcılık yer alacak. Arkasından gelen buluşçuluk ve girişimciliği, yönetim yetenekleri ve sermayesi olanlar takip edecek. En sonda da özel beceri gerektirmeyen işleri yapanlar yer alacak.

Herhangi bir üretim işi yapmayanların ve henüz üretime katılmamış olanların temel insani ihtiyaçlarını (su, elektrik, eğitim) karşılayan gelire sahip olması garanti edilecek. Temel insan haklarına eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlar da dahil edilecek. Sosyal güvenlik sistemleri bu şekilde evrilecek.

Peki Hukuk Ne Olacak?

Öncelikle düşünmemizde bulanıklık yaratan bu kavram kırılıp dökülecek ve baştan tanımlanacak yeni bir anlam bulacak. Hukuk kuralları toplumsal dayanışmayı, bir arada bulunan insanlar arasındaki hak ve yükümlülükleri, üretilen refahtan nasıl pay alınacağını düzenleyen kurallar bütünü olarak yeniden şekillenecek.

Refah için dayanışma ve işbirliği her türlü yasa ve düzenlemenin en temel meşruiyet sebebi olacak. Meşruiyet anayasaların ve hukuk devletinin temel ilkesi olacak. Meşruiyete uyarlığı sağlamak için kural yapım yöntemleri geliştirilecek.

Yargısal denetim, devreye olay olduktan sonra değil, henüz olurken daha çok devreye girecek. Ekonomik ilişkilerin tarafları ile ilgili her türlü bilgi, şeffaf cep misali, tam olarak görünür ve el altında olacak. Uyuşmazlıklar değil, farklılıklar olacak. Elektronik yöntemlerle farklılıklar neredeyse anlık olarak uzlaştırılacak. Çok istisnai hallerde farklılıkların giderilmesi için bir araya gelmek (duruşma yapmak) gerekecek. Fakat bu duruşmalara herkes oturduğu yerden izleyerek katılabilecek. İstinaf ve temyiz gibi (hata yapsın, hatayı düzelt, hata yapanı eğit tekrar etmesin, düzeltenleri de düzelt ) usullerin yerini koç, sponsor ve mentor gibi ileri ve anlık yöntemler alacak.

Mevcut hukuk mu? Zaten yerlerde sürünüyordu. Verimlilik, şeffaflık, hesapverirlik ve hakkaniyet yoluyla makul bir adalet sağlamaya yönelik olanların dışında kuralların hepsi zaten alaşağı olmuştu. COVID-10’dan sonra hepsi yerle bir olacak. COVID-19’un başlatacağı yeni aydınlanma dönemi, teknolojinin imkanları ile birlikte yeni ve ileri bir hukuk ve farklılık giderme sistemi getirecek.

Bütün bunlar okuyana fütüristik gelebilir. Fakat değişim ne şu ana kadarki gibi yavaş olacak ne de uzun da sürecek. Bunların çoğunu bizler bu hayatta adım adım göreceğiz. Tamamını ise torunlarına kalmadan çocuklarımız görecek.

Türkiye uluslararası yarışta hiç beklenmeyen büyük bir sıçrama gerçekleştirebilir. COVID-19 sonrasında dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına girebilir. Bunun yolu, geleceği şimdiden öngörüp kucaklamaktan geçiyor.

Diğer Yazılar
Yıllar önce küresel bir şirketin Türkiye’deki iştirakinin uluslararası iş etiği ilkelerine uyumunu denetlemiş, pek çok aykırılık tespit etmiştim. Dürüstlük ilkesine aykırılıkları konuşmaya başladığımızda hiddetlenen genel müdür, “Biz peygamber miyiz?” diyerek…

3 dk.

Yargıtay’ın toplam 324 üyesinden 193’ünün oyları ile Ömer Kerkez 2028 yılına kadar dört yıl görev yapmak üzere Yargıtay başkanlığına seçildi. Sonuç Türkiye’ye, Yargıtay ve yargı camiasına hayırlı olsun. Görev süresi…

4 dk.

İçlerinden çıkmaktan gurur duyduğum Güney Toroslar’daki Bozkır’ın Dere Köyü’ndeki çocukluğumda edindiğim bilgeliklerden birisi “Ölme Eşeğim Ölme” hikayesindedir. Arabanın ve elektriğin gelmediği, telefonun, telgrafın olmadığı, Çanakkale’ye, Yemen’e, Hicaz’a sefere gidenlerin hiç…

3 dk.