Enflasyonun Artmasına Şaşırmalı mı

TÜİK’e göre TÜFE yıllık %49’a, ÜFE yaklaşık %100’e dayandı. Ekonomi uzmanları, hükümetin söylemlerinin tersine enflasyonun Mayısın sonuna kadar artmaya devam edeceğini öngörüyorlar.

Daha 3 – 4 ay önce enflasyonun %20’ler seviyesine tırmanmasını endişeyle karşılıyorduk. İş dünyası temsilcilerinin ekonomistlerle bir araya geldiği kapalı toplantılarda doğru adımlar atılırsa enflasyonun kontrol altına alınabileceği, atılmazsa kontrolden çıkacağı söyleniyordu.

Bilmezden gelerek sorduğum “doğru adım nedir?” sorumu ekonomistler; TCMB’nin politika faizini yükseltmesi, başta hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı konusunda yapısal reformların yapılarak ülke risk puanının aşağı çekilmesi diyerek cevapladılar. “Hukukun Üstünlüğü” ile kastedilenin, temelde, adımıza karar alan yetki kullanan yöneticilerin ve kamu görevlilerinin hukuka uyarlı davranmasını sağlamak olduğunu, yargının işlevinde bağımsız olmasının bunun için önemli olduğunu ben anlattım. Alınan hatalı kararlardan şikâyet etmenin yeterli olmadığını, bunlara karşı yasal yollara başvurmak gerektiğini dilim döndüğünce anlattım.

Eylül ayından bu yana “Eller Mersin’e gider” misali diğer ülkeler dünyadaki gelişmelere göre faiz artırırken TCMB “tersine gidiyor” politika faizini düşürüyor. Merkez bankasının paramızın değerini korumayı bırakın değerinin düşmesine neden olacak kararları aldıkça piyasada öngörülebilirlik kayboluyor, fiyat belirlemek zorlaşıyor, olabilecek en kötü ihtimale göre fiyatlar belirleniyor, sonuçta enflasyon azıyor.

Göz göre göre “ellerin tersine gitmenin” ne kadar yanlış olduğunu iş dünyası yakından görüyor. Sıradan insanlardan farklı olarak iş dünyası kötüye gidişin sebebini de biliyor. “Ekonomi yönetiminde bilimsel yöntemlere dönülmesi gerekiyor” diyor ama o yöntemin ne gerektirdiğini dillendirmiyor. Açıkça “TCMB faizleri artırmalıdır” demeye çekiniyor. Enflasyonu azdıran kararlar alınmasının kök sebebinin yargının Sayın Cumhurbaşkanını sınırlandıramaz olması gerçeği olduğunu iş dünyası açıkça ortaya koyamıyor. Kendilerini doğrudan etkilemesine karşın iş dünyası Cumhurbaşkanının yetkilerini, sınırını ve kararlarını hukuk zemininde tartışmaya açmaya cesaret bile edemiyor. Nitekim yanlışlığı söylenmesine karşın Sayın Cumhurbaşkanının TCMB başkanlarını görevden alma yetkisi olmadığını iddia eden, bu kararların, eylem ve söylemlerinin hukuka uyarsızlığını tartışan bir dava açılmadı.

Oysa Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararına karşı açılan davalarda olduğu gibi TCMB başkanlarını görevden alma kararlarına karşı iptal davaları açılmış olsaydı bazı hatalar önlenebilirdi. Kesin kaybedilecek olsalar bile iptal davaları açılması, Cumhurbaşkanının yetkisini ve bu yetkinin sınırlarını netleştirir ve sonrakilerde daha dikkatle davranmaya sevk ederdi. Fakat dava açmayarak iş dünyası; şikâyet ettiği kararları doğru ve meşru imiş gibi benimsemiş, benzerleri için de cesaret vermiş oldu.

Son 3-4 aylık dönemde de tecrübe ile gördüğümüz gibi enflasyonun kök sebebi aslında paramızın değerini ilgilendiren konularda isabetsiz ve aklın gereğinin tersi yönde kararlar alınmasına imkân veren ortamdır. Meşru yasal zeminlerde doğru soruları sormak, tartışmaya ve bilimsel cevaplar verilmesine zorlamak bu kök sebebi ortaya çıkarmaya yeterlidir.

Gerçekten de TCMB nasıl oluyor da ekonomi bilimine aykırı kararlar alabiliyor ve paramızın değerini düşürebiliyor? Nasıl oluyor da TCMB para ile değişim yapılan her bir işlemi bozuyor, şirketlerin bütçelerini, bilançolarını, mallarımızın değerini, gelecek planlarımızı bir kalem darbesi ile bozabiliyor? Bu görevlilere yargı ve sıradan vatandaş neden hesap soramıyor?

Nasıl oluyor da bir hukuk devletinde hukuk ve yargı yanlış kararlar alınmasını önleyecek güçte değil? İnsanlar kendisine zarar veren konularda bile hukuk yoluna başvurmanın sonuca etkisiz olduğunu düşünüyor, hukuk dışı yaptırımlara uğrama korkusu taşıyor olabilirler? Hukuka aykırı davranan kamu görevlilerinin yargı önüne çıkarılması, suç işleseler bile soruşturulmaları nasıl oluyor da amirleri olan siyasilerin iznine bağlı olabilir?

Nasıl ve nedendir ki; iktidar yanlısı ve muhalif fark etmez, sorunlarımızı bilimsel bazda tartışması gereken entelektüel kesimler bile kök sebepleri arayıp bulmuyorlar?

Hukukun üstünlüğü endeksinde çok gerilerde olduğumuz, görevini ihlal ve ihmal edenleri yargı önünde üstlerinden izin almadan takip edemediğimiz, hesap soramadığımız, sanki Türkiye’de hukuk ve yargı hiç yokmuş gibi davrandığımız bir ortamda enflasyonun artmasına niye şaşırıyor, niye şikayet ediyoruz?

Diğer Yazılar
Yargıtay’ın toplam 324 üyesinden 193’ünün oyları ile Ömer Kerkez 2028 yılına kadar dört yıl görev yapmak üzere Yargıtay başkanlığına seçildi. Sonuç Türkiye’ye, Yargıtay ve yargı camiasına hayırlı olsun. Görev süresi…

4 dk.

İçlerinden çıkmaktan gurur duyduğum Güney Toroslar’daki Bozkır’ın Dere Köyü’ndeki çocukluğumda edindiğim bilgeliklerden birisi “Ölme Eşeğim Ölme” hikayesindedir. Arabanın ve elektriğin gelmediği, telefonun, telgrafın olmadığı, Çanakkale’ye, Yemen’e, Hicaz’a sefere gidenlerin hiç…

3 dk.

TRT Haber’in “Yeni anayasa sürecinde 3 yöntem” başlıklı haberine göre TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un siyasi partilerle yaptığı görüşmelerini yaptığı “sivil” anayasa çalışmalarında üç yöntem söz konusu imiş. Birinci yöntem AK…

4 dk.