Kadın eşitliği diyen Anayasa, AYM üyesine göre hurafe mi?

Görevi kanunların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemek olan Anayasa Mahkemesi üyesi Muammer Topal, mahkemenin soyadı düzenlemesi ile ilgili iptal kararına karşı oy gerekçesinde “Ailede kadın/erkek eşitliği modern hurafelerden birisidir ve ne ailede ne de toplumda huzuru, adaleti ve mutluluğu sağlayabilecek bir özelliğe sahiptir” demiş.

Anayasa Mahkemesi üyesi Muammer Topal Anayasa ile ve Anayasa’ya uyarlık denetimi ile ilgisi olmayan şahsi görüşlerini nasıl oluyor da karşı oy gerekçesi yapabiliyor? Acaba kanunların uygun olmasını sağlamakla görevli olduğu “Anayasa bir hurafedir” mi demek istiyor?

Anayasa’ya aykırılık açık

Anayasanın başlığı: “X. Kanun önünde eşitlik” olan 10. maddesi, konu ile ilgili olarak şöyle diyor. (1) “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (2) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.” Konu ile ilgili diğer Anayasa hükmü Madde 41 şöyle diyor: “Aile; Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.”

Medenî Kanunun 187. Maddesinin 1. cümlesi: “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir.” diyor. İstanbul 8. Aile Mahkemesi bu cümlenin Anayasaya aykırı olduğunu söyleyerek iptal edilmesini istemiş.

“Bu cümle Anayasaya aykırı mıdır” sorusunun cevabını vermek hukukçu olmayan sıradan bir insan için de hâkim veya avukat olmayan hukuk öğrencileri için de oldukça basit: Anayasa “Kadın ve erkek kanun önünde eşittir; aile eşler arasında eşitliğe dayanır.” dediği halde Medeni Kanunda kadınlar için eşit olmayan bir hüküm getirilmiş: Evlendiğinde erkek kadının soyadını almadığı halde kadın erkeğin soyadını almak zorunda, yanında kızlık soyadını da kullanabiliyor.

Kolayca görüleceği üzere 187. maddedeki bu cümle Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerinin yukarıda aldığım hükümlerine aykırıdır. O halde Anayasa Mahkemesinin bu hükmün iptaline karar vermesi gerekir. Nitekim Mahkeme de iptal kararı vermiş.

Topal Anayasa’ya karşı çıkıyor

Anayasa Mahkemesi üyesi Muammer Topal ise bu karara karşı çıkıyor; ancak diğer üyelerin Anayasa’yı yorumu yanlış olduğu için değil! Topal, Anayasa’nın kadın ile erkeğe eşit haklar veren hükümlerini kendi kişisel inancına ve düşüncesine aykırı bulduğu için karşı çıkıyor.

Topal üyesi olduğu Anayasa Mahkemesinin karar vermesi gereken soruya cevap vermiyor; onun yerine Anayasa’nın Kanun Önünde Eşitlik başlıklı 10. maddesinin ve 41. maddesindeki “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” diyen hükümlerinin yanlış ve hatta adeta hurafe olduğunu söylemeye çalışıyor.

Muammer Topal’a şu soruyu sormak uygun olur: Anayasa Mahkemesi üyeliğiniz, o sebeple aldığınız maaş ve yararlandığınız imtiyaz ve dokunulmazlıklar size Anayasa’ya karşı çıkmanız, kişisel düşüncelerinizi ulu orta söylemeniz için mi veriliyor?

Kişisel düşüncesi olgunlaşmış değil ve yersiz

Muammer Topal, özünde: “Kadın ve erkek adasındaki cinsiyet farkları aralarında eşitliği imkânsız kılmaktadır. Kadın ve erkek birbirlerine karşı bir takım üstünlüklere sahiptirler. Kadın erkek eşitliği ailede ve toplumda huzuru adaleti ve mutluluğu sağlayamaz.” diyor.

Kadınların Venüs’ten geldiğini ve penislerinin olmadığını, erkeklerin de Mars’tan geldiklerini ve doğuramadıklarını herkes biliyor. İnsanların huzur ve mutluluğunun fizikî eşitlikle ya da eşitsizlikle sağlanmadığını, en başta adalet, şeffaflık, hesapverirlik, sevgi, şefkat, empati, anlayış gibi bir çok önemli şey gerektirdiğini herkes biliyor.

Anayasa Mahkemesinin hakkında karar vermesi gereken konuda, kendisinin de Anayasa’ya dayanarak oy kullanması gereken sayın Topal da meselenin bunlarla ilgisi olmadığını biliyor.

Topal ve onu atayanlar neyin peşinde

Sayın Topal başka bir şeyin peşinde. O yüzden görevinin gerektirdiği çerçevede konuşmuyor. Medeni Kanun’daki söz konusu cümleyi Anayasa hükümleri çerçevesinde değerlendirmiyor; akıl ve mantık kurallarına göre varılması gereken sonucu söylemiyor. Onun yerine Anayasanın kadın ve erkeğin kanun önünde eşit olduğunu, ailenin eşler arasında eşitliğe dayandığını söylemesini yanlış buluyor.

Muammer Topal görevinin ve yetkisinin dışına çıkarak nasıl oluyor da Anayasa’da dayanağı olmadığı halde aklına geleni ülkemizin en önemli mahkemesinde, toplumun önemli bir meselesi hakkında söyleyebiliyor?

Çünkü görevinin dışında hareket etmesi, hatta görevinin gereği olarak beyan etmesi gereken oyu beyan etmeyip, yetkisini kişisel tercihine göre ya da mensubu bulunduğu grubun inanç ve düşünceleri doğrultusunda suistimal etmesi halinde kendisine hesap sorulamıyor.

Öyle olduğu için de Anayasa Mahkemesine üye atayanlar Anayasanın özüne ve sözüne uygun olarak görev yapacak olanlar yerine sahip olduğu oy haklarını kendi siyasi tercihlerine veya inançlarına göre kullanacak olanları seçiyorlar, gerçekten liyakatli olanları değil.

Liyakat Anayasa Mahkemesinde aksıyorsa

Anayasa Mahkemesinin web sitesinde yayınlanmış olan Başkan, Başkanvekilleri ve üyelerin özgeçmişlerini Sayın Topal’ın özgeçmişi ile birlikte inceledim. Konularında ülkemizin en liyakatli kimseleri olduklarını düşünmüyorum ama mahkemenin diğer üyelerin hepsinin Topal’dan daha liyakatli olduklarını söyleyebilirim.

Diğer detayların verilmediği özgeçmişine göre Muammer Topal, 1966 doğumlu. 1988 yılında 22 yaşında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye bölümünden mezun olmuş. 1992’de Danıştay tetkik hakimliğine atanmış daha sonra bir süre bölge idare mahkemesi üyeliği yapmış. Türkiye adalet akademisinde hâkim adaylarına ihale mevzuatı konusunda dersler vermiş. 2011 yılında Danıştay üyeliğine, 2012 yılında da Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmiş; dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül zamanında.

Diğer üyelerin özgeçmişlerinde görev yaptıkları ilk derece mahkemeleri, il ve ilçeler belirtilmiş iken Muammer Topal’ın özgeçmişinde hâkim yardımcılığını nerede yaptığı, hangi il ve ilçelerde görev yaptığı hakkında bir bilgi yer almıyor. Askerlik süresini de hesaba katarsak hukuk fakültesinden mezun olduktan kısa bir süre sonra Danıştay’da tetkik hakimliğine atanmış olduğunu anlayabiliriz. Danıştay’dan sonra doğrudan İstinaf mahkemesi üyeliğine getirildiği çıkartılabilir. İstinafa ne zaman gittiği orada ne kadar görev yaptığı belli değil. Ancak 2011 yılında Danıştay üyeliğine, 2012’de Anayasa mahkemesi üyeliğine seçilmiş olduğu yazılı. Hukuk fakültesi, Danıştay tetkik hakimliği, İstinaf mahkemesi üyeliği, tekrar Danıştay ve sonrasında Anayasa Mahkemesi üyeliği şeklindeki sayıları 20 bini geçen diğer hakimleri kıskandıracak kariyer yol haritası manidar. Yargı camiasının pek aşina olduğu “zembille gelmek” olarak adlandırılan yargıda kayırma yöntemini ve liyakat aksamalarını çağrıştırıyor.

Liyakat adalet demek ama nasıl gerçekleşecek?

İster küçük bir memuriyet isterse ülkenin en önemli mahkemesinde üyelik olsun, liyakat o göreve, görevi yapmaya en ehil ve yetkin olanların getirilmesi demektir; o göreve talip olanlar arasında en ehil ve yetkin olanın seçilmesi ise talipliler arasında adalet demektir. Yanı liyakat aynı zamanda adalet demektir ve adalet, liyakatlilerin açık ve adil bir yarış sonunda seçilerek atanmasını gerektirir.

Muammer Topal’ın hukuk fakültesinden Danıştay’a tetkik hâkimi olarak atanması ile başlayan kariyer gelişimi; kendisi ile eş ve ondan daha ehil ve yetkin olan hukuk mezunları ve hâkim adayları ile kendisi arasında açık bir adaletsizlik olduğunu gösteriyor. Kendisinin yurdun değişik il ve ilçelerinde ilk derece mahkemelerinde görev yapmadığı ve layık da olmadığı halde kayırma ile o görevlere getirilmiş olabileceğine işaret ediyor.

Bazı Danıştay ve Yargıtay üyeleri üstün başarılı yeni mezunları tetkik hâkimi olarak alıp bu yüksek mahkemelerde çalıştırmanın kaliteli hâkim yetiştirmek ve içtihatlara uymayı sağlamak açısından yararlı olduğunu söylüyorlar. Ancak bu yöntemin toksik zararlarını ve kolayca suistimal edildiğini görmüyorlar. Kaliteli hâkim yetiştirme gayesi ile Adalet Akademisinin var olduğunu göz ardı edip kendi mahkemelerinde, kendi ellerinin altında, gayrı insani şartlarda tetkik hâkimi çalıştırmayı, dosyaları inceleme, kanaat ve temyiz kararı oluşturma görevini “iyi eğitim” kisvesi altında tetkik hakimlerine delege etmeyi tercih ediyorlar.

Eşitler arası açık ve denetlenir yarış şart

Danıştay, Yargıtay ve hatta Anayasa Mahkemesinin yüzlerce üyesi var ama binlerce tetkik hâkimi çalıştırıyorlar. Bu mahkemelerin yükünü tetkik hakimleri çekiyor. Her sene incelenen her birisi rahatlıkla bin sayfayı bulan on binlerce temyiz dosyasını tetkik hakimlerine inceletiyorlar. Kimi temyiz kararlarında inceleyen tetkik hakimlerinin ismi ve bir rapor düzenlendiği açıkça yazılıyor. Yargıtayda tetkik hâkimi raporları taraflara tebliğ edilmiyor; gizli tutuluyor. Açıklanması talep edildiğinde gizli olduğu söylenerek açıklanmıyor. Bunu da Yargıtay’ın bir içtüzüğüne dayandırıyorlar. Böyle bir hükmün Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyerek değiştirilmesini isteyince de “Sizin bunu talep etme hakkınız yok.” diyorlar.

İyi niyetli durumlarda tetkik hakimleri pestilleri çıktıktan sonra ilk derece ve istinaf mahkemelerine zembille indirilip bir süre görev yaptıktan sonra zembille temyiz mahkemesine üye yapılıyorlar. Art niyetli durumlarda ise aynı yol suistimal ediliyor; zembile konulan bir kişi biraz gezdirildikten sonra kilit bir kuruma atanıyor.

Türkiye’de geçerli istisnai uygulamalarla karman çorman durumdaki yargı kariyer sistemini, Muammer Topal’ın kariyer sıçramalarını ve Anayasa’ya dayanmayan kişisel düşüncelerini niçin gerekçe yaptığını bu gözle değerlendirmek gerekir.

Yeknesak kariyer planı, tam şeffaflık ve denetim şart

Türkiye devletin yargı ve sair kurumlarının türlü yöntemlerle ele geçirilmesinden çok çekti. Her kişi ve kurumun layık olduğu göreve odaklanmasını, palyatif yöntemlere başvurmamasını, başkasının işine soyunmamasını ve bunu böyle bahane yapmamasını sağlamak şart. Bunun için ilk önce yargıdan işe başlamak gerekiyor. Tetkik hakimliğini kaldırmak yerine – eğer gerçekten ihtiyaç varsa – dosyaları özetleyecek özetmenler getirmek şart. Bütün hukuk mesleği mensupları göreve kabul edildikleri anda meslekte en yüksek seviyeye çıkabilme hakkına sahip olduklarından yüzde 1,500 emin olmalı. Açık pozisyonlara atamalar adaylar arasında açık ve adil bir yarışma ile yapılmalıdır.

Anayasa, Danıştay, Yargıtay ve Sayıştay üyeliklerine aday belirlenmesi açık ve gerekçeli oy esasına tabi olmalı; adayların gösterilme ve denetlenme sürecine kamuoyu da dahil edilmelidir. Süreçteki her türlü karar ve işlem yargı denetimine tabi olmalı, isteyen herkes bu davayı açabilmelidir. Daha İyi Yargı Derneği; “A’dan Z’ye Türk Yargı Reformu” önerilerini bu amacı gerçekleştirmek için geliştirmiş ve yayınlamıştır.

İşte o zaman Türkiye kararlarına güvenebileceği, bağımsızlığını canı gönülden savunacağı yargı kurumlarına, yargı mensuplarına ve susamış olduğu adalete kavuşacaktır.

İşte o zaman kamuoyu zembille o mevkiden bu mevkiye taşınanlara ve o zembilleri uzaktan kumanda edenlere hesap sorabilecektir.

Diğer Yazılar
Yargıtay’ın toplam 324 üyesinden 193’ünün oyları ile Ömer Kerkez 2028 yılına kadar dört yıl görev yapmak üzere Yargıtay başkanlığına seçildi. Sonuç Türkiye’ye, Yargıtay ve yargı camiasına hayırlı olsun. Görev süresi…

4 dk.

İçlerinden çıkmaktan gurur duyduğum Güney Toroslar’daki Bozkır’ın Dere Köyü’ndeki çocukluğumda edindiğim bilgeliklerden birisi “Ölme Eşeğim Ölme” hikayesindedir. Arabanın ve elektriğin gelmediği, telefonun, telgrafın olmadığı, Çanakkale’ye, Yemen’e, Hicaz’a sefere gidenlerin hiç…

3 dk.

TRT Haber’in “Yeni anayasa sürecinde 3 yöntem” başlıklı haberine göre TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un siyasi partilerle yaptığı görüşmelerini yaptığı “sivil” anayasa çalışmalarında üç yöntem söz konusu imiş. Birinci yöntem AK…

4 dk.