Yeni ve Sivil Anayasa Türkiye’nin Acil İhtiyacıdır!

‘Yeni anayasa yapılmasında siyasileri başarısız bulan kamuoyu, umutsuzluğa kapılmıştır. Fakat siyasiler uzlaşamaz olsalar da toplum uzlaşmaya isteklidir.’

1982 Anayasası’nın Türkiye’yi yönetmeye yeterli olmadığı, yeni ve sivil bir anayasa yapılması gerektiği konusunda her kesim mutabıktır. Ancak bu işe kişisel inisiyatifle değil temel tercihleri, yapma yöntemini ve yol haritasını bir kanunla başlanmalıdır.

Bir kısım hükümleri değiştirilmiş olan 1982 Anayasası’nın Türkiye’nin iyi yönetimi için yeterli ve uygun olmadığında ve sivil bir anayasa oluşturulması gerektiğinde kamuoyunun her kesimi mutabıktır. Türkiye Anayasa’yı ya değişiklikler yaparak geliştirmek ya da yeni baştan bir anayasa oluşturmak ihtiyacındadır.

Fakat yeni baştan bir anayasa oluşturma çabalarına toplumun geniş bir kesimi katkı vermiş ve bir kısım hükümlerde mutabakat sağlanmış olmasına rağmen sonuç başarısız olmuş; şartların zorlanmasıyla Anayasa’da sadece kısmi değişiklik yapılması mümkün olmuştur.

Demokratik ve Sivil Bir Anayasa’yı Nasıl Gerçekleştirebiliriz?

Bugüne kadarki tecrübelerimiz, Türkiye’nin ABD’de olduğu gibi mahkeme içtihatları ile gelişen az ve öz bir anayasa değil, temel ilkelere ilaveten detaylarda da anlaşılmış olan detaylı bir anayasaya muhtaç olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin tarih, toplum ve kültür dinamikleri, toplumsal mutabakatın temel belgesi olan anayasanın detaylarında da mutabık kalınmasını zorunlu kılmaktadır. Fakat detaylara inildikçe ve üzerinde mutabakat sağlanması gereken hususlar çoğaldıkça mutabakat ve uzlaşma yoluyla sivil bir anayasa yapımı zorlaşmakta ve hatta imkânsızlaşmaktadır.

Ülkemizin hukuk kültürü seviyesi, yargının bilinen sorunlarını çözmek için gereken, temel ilkeleri içeren kısa ve öz bir anayasanın içtihat yoluyla geliştirilmesi için yeterli değildir. Dolayısıyla detaylarında da mutabakat sağlanan bir anayasa yapılması gerçekleştirmesi daha kolay ve Türkiye’nin gerçeklerine ve şartlarına daha uygun olan seçenektir. Bununla birlikte 1982 Anayasa’sıyla, şimdiye kadar olduğu gibi temel ilkelere aykırılık ve sapmalar kısmi anayasa değişiklikleri yoluyla ayıklanarak da ilerlenebilir. Ancak Anayasa’nın kendi içinde tutarlı ve temel ilkelerle tam uyarlı olmasını sağlamak gerekmektedir.

Tecrübelerimiz, ülkenin anayasal düzenleme gerektiren yönetim sorunlarının, sivil mutabakat ve uzlaşma yoluyla çözülemediği durumların darbelere, dayatmalara ve hatta oldubittilere neden olabildiğini göstermektedir. Nitekim Türkiye’nin 1961 ve 1982 Anayasa’larının darbe suretiyle yapılmış ve topluma dayatılmış olması bu gerçeğin elle tutulur kanıtıdır.

Yeni bir anayasa yapılmasında siyasileri başarısız bulan kamuoyu, umutsuzluğa kapılmış bulunmaktadır. Fakat siyasiler uzlaşamaz olsalar da toplum uzlaşmaya isteklidir. Yeni anayasa yapımı konusunda siyasiler, kendi tercihlerinde inatlaşmak yerine karşıt görüşleri, azınlık durumundakilerin endişelerini dikkate alarak karşılıklı ödün ve kabullerle toplumsal mutabakat ve uzlaşı sağlamak için çaba göstermeli; gerektiğinde kendi tabanlarını da uzlaştırmalıdır.

Detaylı Bir Yol Haritasına İhtiyacımız Var… 

En temel toplumsal uzlaşma belgesi olan Anayasa, toplumun etkin olarak katılımı sağlanarak azınlık, farklı ve karşıt görüştekilerin endişelerini giderecek bir müzakere, mutabakat; ikna ve uzlaşma yoluyla ve yüksek oranda toplumsal kabul görecek şekilde oluşturulmalıdır. En başında Anayasa’nın kendisinde değil, nasıl yapılacağı konusunda sağlıklı ve sürdürülebilir bir yöntem üzerinde mutabakat sağlanmalıdır. Anayasa bir kişinin, bir siyasi partinin yasası değildir; tersine toplumun bütün kesimlerinin ve katmanlarının sahibi olduğu ve yapımında da söz sahibi olması gereken bir toplumsal sözleşme ve uzlaşma belgesidir.

Bu sebeplerle anayasa yapımı çalışmaları, bir kişinin, partinin veya grubun iyi niyetli girişimi olmaktan çıkarılmalı; toplumun her kesiminin katılımını sağlayan kurumsal çerçeve içine konulmalıdır. Bu amaçla anayasa yapımı [veya değişikliği] çalışmaları hakkında bir kanun çıkarılmalı ve kurumsal çerçeve, sekreterya ve izlenecek yöntem kanunlaştırılmalıdır.

Öncelikle anayasa yapımında görev alacak olan ekipler, görev rolleri ile birbirleri ile iletişim, müzakere ve toplum ile danışma süreç ve şekilleri detaylı olarak planlanmalıdır. İlk aşamada üzerinde mutabakat sağlanacak olan hususlar kendi içlerinde bütünlük teşkil edecek ve verimli müzakereyi sağlayacak şekilde belirlenmelidir. Ayrıca Anayasa’nın nasıl değiştirileceği, genel çerçevenin nasıl oluşturulacağı, kamuoyunun görüşlerinin nasıl toplanacağı ve değerlendirileceği, müzakerelere halkın nasıl katılacağı hususları ve temel konularda toplumun tercihlerinin nasıl belirleneceği belirlenmeli; herkesin izleyebileceği açık ve şeffaf bir yol haritası oluşturulmalıdır. Bu kanun içinde kamuoyunun referandum ile belirlenmesi gereken temel tercihler ve müzakerelerde çıkmaza girilmesi halinde içinden çıkılması için toplumun yardımına nasıl başvurulacağı gibi düzenlemeler yapılmalıdır.

Bu şekilde bir kanunla temel çerçeve ve yol haritası çizildikten ve hangi noktalarda kamuoyunun tercihine başvurulacağı belirlendikten sonra görüşmelere başlanmalı; görüşmelerin tüm aşamaları şeffaf olmalıdır.

Anayasa yapım çalışmalarının en başında, anayasa konusunda yapılmış tüm yayınlar taranarak yapılmış olan tespitler ile ileri sürülmüş, üzerinde toplumsal mutabakat sağlanmış veya tartışma konusu olan öneriler derlenmeli; bunların ana akım, ikincil ve uç görüşler bazında bilimsel bir dökümü yapılmalıdır.

Öncelikle dökümü yapılan tespitler, mutabakat ve uzlaşma sağlanmış, tartışılmakta olan, farklı ve yenilikçi fikir ve öneriler değerlendirilerek yeni anayasal düzen ile oluşturulmak istenen ülkenin gelecek resminde mutabakat sağlanmalıdır. Örneğin 10, 50 ve 100 yıl sonrası için ülkenin vizyonu oluşturulmalıdır. Anayasa bu vizyonun nasıl gerçekleştirileceğinin belgesi olmalıdır. Bunun için vizyona uygun olarak hedefler belirlenmeli; anayasa bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceğini göstermelidir. Başka bir deyişle önce menzil belirlenmeli, arkasından bizi ona götürecek yol seçenekleri ortaya konulmalı ve seçilen yola uygun olarak kervan düzülmelidir. Menzile ve yola uygun olmayan kervanın hedefini gerçekleştiremeyeceği ve yolda telef olabileceği tabiidir. Anayasa işte bu örnekteki menzil, yol ve kervan düzeneğini belirleyen temel belge olmalıdır.

Anayasa yapımı görüşmelerinde ortaya çıkabilen mutabakat sağlanamayan durumlarda farklı seçenekler arasında tercihi halkın yapması sağlanmalıdır. Örneğin seçim sisteminin nasıl olması gerektiği, vatandaşlığın hangi esasa göre belirleneceği gibi konularda, toplumsal mutabakat gerektiren konularda seçenekler kamuoyuna sorulmalıdır.

Yeni Anayasa Uzlaşmaya Zemin Hazırlamalıdır

Türk toplumu Orta Asya’daki zamanlardan beri ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde toplumda oturan, örf ve adetlerin kanunlaştırılmasına alışkındır. Yeni ve değişik düzenlemeler iyi anlatılıp öğretilmediği takdirde toplum eskiden beri bildiği ve uyguladığı örf ve adetlere daha çok riayet etmektedir. Bu pratik sosyolojik sebepten dolayı ciddi bir zaruret olmadığı sürece yeni anayasa yapılırken bugüne kadarki kazanımlar ve önceki anayasa yapımı sürecinde üzerinde uzlaşma sağlanmış olan hususlar korunmalıdır. Bu bağlamda üniter devlet, demokrasi, hukukun üstünlüğü, laiklik, güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ile temel hak ve özgürlükler ile uluslararası sözleşmelerin iç hukuka üstünlüğü hususları korunmalı; bu koruma kurumsal ve ilkesel olarak geliştirilmelidir.

Güçler ayrılığına dayalı demokratik devlet yönetimi, insanlığın ve halkımızın yüzyıllar boyunca yaşadığı tecrübeleriyle bugünkü haline gelmiş olan çağdaş devlet yönetimi şekli ve kültürü olan demokrasinin Türkiye için vazgeçilmez ve geriye götürülemez olduğunun altı çizilmeli; demokrasi, güçlerin ayrılığı ve ahenkli çalışması güçlendirilip geliştirilmeli; halkın yönetime katılımı artırılmalıdır.

Devlet organlarının kurumsal yönetimi geliştirilmeli; şeffaflık ve hesapverirlik, devlet yönetiminin temel ilkeleri haline getirilmeli; bu ilkeler başta yargı olmak üzere tüm kamu kurumları ve kamu görevlileri ile toplumun tamamına egemen kılınmalı; hiçbir kişi veya kurumun hesapverirliği kendisine bırakılmamalıdır.

Devletin şefkati, toplumun her kesimine yansıtılmalı; devletten korkan, devleti hakkında art niyet besleyen veya devletin yönetiminin kendisi hakkında art niyetleri olduğunu düşünenlerin devlete güveni kazanılmalıdır. Bu amaçla bütün fikirlerin kendini ifade etmesi ve dinlenilmeleri sağlanmalıdır. Bu çerçevede muhafazakârlar, aşırı sağcılar, milliyetçiler, cemaatçiler, sosyal demokratlar, liberaller, sosyalistler, ulusalcılar, siyasi islamcılar, komünistler, sünniler, aleviler, (dindar, demokrat veya silahlı mücadele taraftarı olanlar da dâhil) Kürtler, sağ sol fark etmeksizin kendilerini ifade edebilmeli ve süreçte diğerlerinden bir karşılık alabilmelidirler.

Diğer Yazılar
Polonya’da, seçimleri iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin (PiS) kaybedip demokrat Donald Tusk’ın kazanması üzerine, sadece Türkiye’nin değil gerilemekte olan tüm demokrasilerin dersler çıkarması gereken ibretlik gelişmeler yaşanıyor. Yargı bağımsızlığını yeniden…

3 dk.

Devletin tepesinde oynanan oyunun sonu, epeydir beklendiği gibi oldu. Hukuka aykırı ve hükümsüz bir dizi işlem ve karardan sonra, başkan vekillerinden Bekir Bozdağ’ın başkanlık ettiği, Türkiye Büyük Millet Meclis’nin (TBMM)…

5 dk.

Tahkimde çapraz sorguladığım bir İnşaat Fakültesi profesörü bilirkişi, yılda en az 50, 1990’dan beri 1.650’den fazla dosyada bilirkişilik yaptığını, her rapor için bir ile üç ay arası zaman harcadığını, bazılarının…

3 dk.