Hakim ve savcıların kurumsal bağımsızlığı

El elin eşeğini türkü çığırarak arar! Haksız yere mülakatta elenen, terfi ettirilmeyen, verdiği karar beğenilmediği için tayin edilen ya da hak ettiği yere atanmayan liyakatli hâkim ve savcıların haklarını onlardan başka kim hakkıyla savunabilir? Haklarına tecavüz eden güçlü iktidarlarla hakimler nasıl mücadele edebilirler? Göz önündeki Polonya, Macaristan ve Türkiye örneklerinde görüldüğü gibi devletin yürütme gücü ile yasama gücünü tek elde toplayan siyasilerin yargı gücünü kendilerine bağımlı hale getirmelerine kim engel olabilir? Berrak bir su gibi, sinek konmamış bembeyaz bir süt gibi tertemiz, harici etkilerden âri, arı ve duru olması gereken yargıyı siyasilerin ele geçirip siyasi bir araç ele getirmesine karşı hangi güç mücadele edebilir ve başarılı olabilir?

Her davada, davacı da davalı da kararın lehine olması için yargıyı bir o yana bir öte yana çekiştirir. Yargının ise menfaati zıt iki taraf arasında tarafsız kalması şarttır. Bunun için en başta tam bağımsız olması, görevini en iyi yapması, hiç kimsenin zerre hakkını zayi etmemesi gerekir. Haklarında karar verdiği kişilere, siyasilere, kamu kurumlarına ve görevlilerine karşı yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak ve korumak, zihinlerde bile çözülmesi çok zor olan bir sorundur. Bu sorunun çözümü için yargının kendi bağımsızlığını koruyabilir olması ve ABD’deki gibi kendi kolluk gücünün olması gerekir. O halde ise etkili olarak hesapverir değil ise yargı hızla bozuşur, kimsenin dokunamadığı imtiyazlı bir zümre haline gelir. Bu kaçınılmaz bozuşma riski nedeniyle halk yargının tam bağımsızlığına karşı çıkar, hâkim ve savcılar yerine siyasileri tercih eder. Yani tam bağımsız olması, yargının bozuşması ve bağımlı hale gelmesiyle sonuçlanır. Bağımsız olmayanın tarafsız da olamayacağını izaha gerek yoktur.

Yargının hem bağımsız hem de hesapverir olması mümkün değil midir? Bu sorunun bir çözümü olamaz mı? Elbette çözümü vardır ve çözüm o kadar da zor değildir. Çözüm, hedefe yargının meşruiyet sebebi olan kaliteli hizmet üretimini alarak, meseleye tabusuz ve önyargısız olarak bakmak, aktörleri ve rollerini bu amaca uygun olarak belirlemek, yetki ve sorumlulukları netleştirmek, aralarındaki ilişkileri ve süreçleri buna uygun olarak belirlemek ile ve kolayca mümkündür. Hepsi bir araya gelerek belirli bir usul ve yöntem çerçevesinde rollerine uygun olarak tez, antitez ve sentez işlevlerini yerine getiren hâkim, savcı ve avukat üçlüsünden oluşan yargı, bir sacayağı gibidir. Noterler güvenli belge üretimi ile bu üçlüyü destekler. Her bir ayak benzer şekilde güçlü olduğunda bu sacayağı hiçbir şekilde devrilme ihtimali olmayan çok sağlam bir yapıdır.

Fakat bu sacayağının hâkim ve savcı ayakları çok zayıftır, kendilerini savunamaz oldukları gibi, onları candan savunacak bir kurum ve örgütleri yoktur. Buna karşın avukatların baroları birliği vardır ve hem meslektaşlarını hem de yargı bağımsızlığını savunmakta çok etkilidirler. Noterlerin de kendi meslek kuruluşları, birlikleri vardır ve etkilidir. Hâkim ve savcılar ise kendi meslek kuruluşlarından mahrumdur. İktidarlara karşı bağımsızlıklarını korumak için geliştirilen Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) ise orijinal amacının tam tersi yönde hâkim ve savcıların toptan ve kolayca kontrol altına alınacağı şekilde evrilmiştir. HSK, hâkimlerin ve savcıların haklarını korumak yerine, iktidarın onları kontrol etmesi için işlev göstermektedir. Hâkimler ve savcıların ve bir bütün olarak yargı bağımsızlığını etkili olarak savunabilmek için HSK’nin hâkim ve savcıların -sözde- meslek kurulu olma işlevinin HSK’den ayrılması, hâkimlerin ve savcıların da kendi meslek kuruluşlarına sahip olması bir zorunluluktur. Ancak o zaman hâkimler ve savcılar kurumsal, güçlü ve etkili savunmaya kavuşabilir, haklarını kendileri güçlü bir şekilde savunabilirler. Daha da önemlisi hâkim, savcı ve avukatların ayrı ayrı meslek kuruluşlarına sahip olması, birlikte çalışarak gerçekleştirdikleri yargı işlevini ve tüm olarak yargı bağımsızlığını etkin olarak savunma ve koruma yeteneği kazandırır. Bu aynı zamanda yargı sisteminde her şeyin yerli yerine koyulması için atılması gereken en önemli reform adımlarından birisidir. Yargısal meslek kuruluşlarını yazmaya devam edeceğim.

Diğer Yazılar
Yıllar önce küresel bir şirketin Türkiye’deki iştirakinin uluslararası iş etiği ilkelerine uyumunu denetlemiş, pek çok aykırılık tespit etmiştim. Dürüstlük ilkesine aykırılıkları konuşmaya başladığımızda hiddetlenen genel müdür, “Biz peygamber miyiz?” diyerek…

3 dk.

Yargıtay’ın toplam 324 üyesinden 193’ünün oyları ile Ömer Kerkez 2028 yılına kadar dört yıl görev yapmak üzere Yargıtay başkanlığına seçildi. Sonuç Türkiye’ye, Yargıtay ve yargı camiasına hayırlı olsun. Görev süresi…

4 dk.

İçlerinden çıkmaktan gurur duyduğum Güney Toroslar’daki Bozkır’ın Dere Köyü’ndeki çocukluğumda edindiğim bilgeliklerden birisi “Ölme Eşeğim Ölme” hikayesindedir. Arabanın ve elektriğin gelmediği, telefonun, telgrafın olmadığı, Çanakkale’ye, Yemen’e, Hicaz’a sefere gidenlerin hiç…

3 dk.